GELİŞİMSEL DİL BOZUKLUKLARI

Gelişimsel dil bozukluğu, Çeşitli hastalık ve bozukluklar dil gelişiminde gecikmeye ve­ –veya atipik dil gelişimine neden olabilir. Bunlar arasında mental retardasyon, yarık damak gibi konuşma organlarının yapısal bozuklukları, beyin hasarları ,otizm ,sağırlık, epilepsi, serapral felç, kafa travması, nörodejeneratif hastalıklar ve migrasyon anomalileri gibi çeşitli nörolojik hastalıklar yer alır.Ama tüm bunların yokluğunda ,yani neden olan özel bir hastalık ya da bozukluk yahut gösterilebilir bir beyin lezyonu olmaksızın da dil gelişiminde gecikme ve sorunlar yaşanabilir. Bu durumda gelişimsel dil bozukluğu tanısından söz edilir. Hala alan yazında aynı anlama gelen özgül dil bozukluğu terimi de yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Çocuklarda gelişimsel dil bozukluğu oldukça yaygındır. Yüzde 1-2 si ağır olmak üzere 5 yaş ve öncesi çocuklarda yüzde 5-20 oranında çeşitli konuşma ve dil sorunları görülür. Bu çocukların bir kısmında sadece konuşma bozukluğu, bir kısmında sadece gelişimsel dil sorunu, bir kısmında da karışık olarak hem dil hem de konuşma sorunu vardır.

Erken Tanının Önemi Ve Ailenin Tanı Öncesi Tavrı

Gelişimsel dil bozukluğunun Tanısında, sorunlardan biri normal dil gelişiminin çok değişken olması ve tanı ölçütlerinin belirlenmesindeki zorluktur. Dil gelişimi çocuktan çocuğa çok farklılık göstermektedir. Ayrıca cinsiyeti aile, yapısı ve sosyokültürel çevre de çocuğun konuşmayı öğrenmesinde etken olmaktadır.

Normal dil gelişiminin sınırları geniş olmakla birlikte genellikle 2 yaşına geldiği halde hiç konuşmayan, 4 yaşına geldiği halde hiç tümce kuramayan çocuklarda pek çok aile haklı olarak endişe duyar. Aileyi endişelendiren bir önceki çocuğa ait deneyimleri ya da çevrelerindeki diğer çocukların dil gelişimi düzeyidir.

Gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların genellikle az sayıda sözcükle konuşabildiği, konuşmasının bozuk telaffuz nedeniyle yer yer anlaşılmadığı fark edilir. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklar kendiliklerinden konuşma başlatmaz veya yerli yersiz, bağlantısız konuşabilir. Bazen de aile bireyleriyle oldukça artmış sözel ilişkiye girer. Buna göre dilin biçimi açısından telaffuzunun bazen yakınları tarafından bile kolay anlaşılamaması, konuşmanın akıcılığının çeşitli şekillerde kesintiye uğraması –kekemelik, hızlı konuşma-aynı sözcüğü değişik zamanlarda farklı anlamlarda kullanma, yüksek sesle konuştuğunda daha az anlaşılır olma gibi sorunlar yaşar. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda, ayrıca, soru sorulduğunda uygun yanıtı formüle etmenin uzun zaman alması, bazı dilbilgisi yapılarını oluşturmada zorluk, tümcelerini “ve, çünkü, veya “ gibi sözcüklerle bağlayamama ya da bu sözcükler i aşırı ve gereksiz kullanma, olaylar ve fikirleri sunarken düzgün ve akıcı bir şekilde sıraya dizememe, bir yazı yazarken tümce oluşturmada zorluk, özgül yanıt ve açıklamalar gerektiğinde bunu başaramama gibi özellikler göze çarpar. İçerik açısından sınırlı sözcük dağarcığı, bazen bununla da bağıntılı olarak aşırı argo ve küfür sözcüklerin kullanılması, yeni sözcükleri öğrenmede sorunlar, insan ve yer isimlerini hatırlamada sorunları, akıcı ve anlaşılır telaffuzuna rağmen düşünce içeriği fakir konuşma izlenir.

Tanı Ölçütleri

Gelişimsel dil bozukluğu tanısı için zekanın normal olması, beyinde bu günkü görüntüleme ve inceleme teknikleri ile herhangi bir lezyon gösterilememesi, işitme sorunu ve ağır toplumsal yoksunluk olması gerekir.

Normal Gecikme

Normal dil gelişiminin sınırları oldukça geniş olmakla birlikte birçok çocuk 3-4 yaşlarına kadar ana dilinin tüm özelliklerini öğrenmiş olur. Çocuklar anlamaya 1 yaşından önce, ifade etmeye 1 yaşından sonra başlar. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda biçimbirim kazanımı normal gelişim dizgesini izlemektedir. Fakat bu çocuklarda ortalama sözce uzunluğu normal çocuklara göre kısadır. Çocuğun 30.-36 aya kadar hiç konuşması yoktur ve-veya bebeksi konuşma görülür. Yani dil dizgelerinin yeterince olgun olmaması örneğin tek sözcüklük tümceler (holophrasia), tekrarlayıcı konuşma, daha ağırlıklı bir istek-gereksinim dilinin sürdürülmesi söz konusudur. Normal sınırlar içinde bir gecikmeden söz edebilmek için, en geç 3 yaş civarı konuşmanın net bir şekilde başlaması gerekir. Dizgeler yaşına uygun ve tipiktir. Diğer gelişimsel aşamalar normaldir. Ailede de benzer gelişim çizgisi gösterenler vardır. Bu tip çocuklarda dil ve konuşma sorunları geçici olabilmekte ya da çocuğun genel gelişimini bozmayacak bir hafiflikte seyretmektedir.

ERKEN UYARICI BULGULAR

Çok Erken Dönemde

Bazı araştırmalar gelişimsel dil bozukluğunun söz öncesi dönemde dile özgü bazı ipuçları vereceğini veya bazı bulgulara bakarak bu tip bir gelişmenin öngörüleceği düşündürtmektedir. Normal dil gelişimi gösterecek çocuklarda sözel olmayan iletişim, sözel iletişimi önce destekleyicidir ve daha sonra sözel dil geliştikçe daha arka plana geçer. Bu süreç dil gelişimi bozuk olacak çocuklarda izlenmez.

 

Erken Dönemde

Gelişimsel dil bozukluğu geliştirecek çocuklarda bazı erken uyarıcı bulgular vardır. Seslere değişken yada tutarsız yanıtlar verir. Seslere yanıt vardır ama insan sesine tepkisizdir. Seslere ilgisi zamanla kötüye gidebilir, bunları öğrenemez. Nitelik ve nicelik açısından çıkardığı sesler kısıtlıdır veya perdede sınırlı

Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda iniş ve çıkışlar olur. Ünlü ve ünsüzler vardır ama sınırlı sayıdadır. Sesleri dil gelişimi için kullanamaz. Değişik ruh hallerini yansıtan sesler çıkarmaz ve ya bu tip seslere tepki vermez. Ses uyaranları izlemez, göz teması kurup bunu sürdüremez. Bakıcısıyla yeterli miktarda karşılıklı vokalizasyon yapmaz, etrafındaki nesnelerle ilgilenmez, sesleri ve jestleri taklit etmez, jestlerle ve mimiklerle bir şey ifade etmez, konuşma öncesi karmaşık sesleri giderek daha sık, daha rahat ve geliştirerek çıkarmaz.

Ayırıcı Tanı

Gelişimsel dil bozukluğunda, tanı için kesin laboratuar ölçütleri olmadığı için diğer dil sorunlarına yol açabilen nedenlerin dışlanması gerekir. Bunlar arasında işitme sorunları, çeşitli artikülasyon sorunları, psikososyal nedenlere bağlı nedenler başta gelir. Örneğin çocuğun tüm gereksinimlerini o daha ifade etmeden ve tam olarak sağlayan günlük yaşam düzenli olması, çocuğun sözel olarak derdini anlatmasının gereksizleşmesi, kendi sesini duyamaması veya sözlerine kayıtsız ve yanıtsız kalınması gibi nedenler bile çocuğun dilsel gelişimini yavaşlatabilir veya olumsuz etkileyebilir. Diğer önemli bir noktada gelişimsel dil bozukluğu profilinin farklı dillerde değişik olabilmesidir. Yani her dilde o dile özgü bazı özellikler dilsel gelişimdeki gecikmeden daha fazla etkileniyor olabilir.

Gelişimsel dil bozukluklarında eşlik eden fiziksel sağlık sorunları da normale göre 2-3 kat daha sıktır. Örneğin astım ve alerjiler daha sıktır. Kız çocuklarında da daha sık idrar yolları enfeksiyonları saptanmıştır. Gelişimsel dil bozukluğu olanlarda solaklık alerji ve bağışıklık sistemi hastalıkları daha sıktır.

Gelişimsel dil bozukluğunda Aile öyküsü de önemlidir. Ailede yakın akrabalar arasında geç konuşma, dikkat ve öğrenme sorunları, tikleri olan kişiler, aşırı titiz olanlar, içe dönük, üstün zekalı ya da eksantrik yapıda kişilerin varlığı sorulur.

 

 

 

Gelişimsel Dil Bozukluklarının Başlıca Tipleri Ve Klinik Özellikleri

Gelişimsel dil bozukluklarında nadiren tam bir dil gelişimi yokluğu, sıklıkla gecikme veya sapma görülür. DSM-IV VE ICD-10 DA Gelişimsel dil bozukluklarının bazı alt tipleri seçilir. Tersi görüşler olmakla birlikte gelişimsel dil bozukluğunun saf alıcı tipi pek görülmez.

Alıcı Dilde Bozukluk

Dili anlamaya ait sorunlar çok erken yaşta kendini belli edebilir. 1 yaşında özellikle sözel olmayan iletişime ait ipuçları olmadığında tanıdık isimlere tepki göstermeme hali söz konusudur.

18.ayda sık görülen, nesnelerden bir kaçını tanımada yetersizlik,2 yaşında basit yönergeleri yerine getirememe ve daha sonra dilbilgisi öğelerini anlayamama(olumsuzluk, karşılaştırma gibi)olur. Bunlara sıklıkla dilin sözel-olmayan özelliklerini (ses tonu, jest)anlamada yetersizlik eşlik eder.

Konuşulanı anlamada ağır yetersizliği olan çocuklar toplumsal gelişim yönünden de geri kalabilirler, anlamadıkları konuşmaları ekolali tarzında yinelerler. Genellikle kısıtlı ilgi alanları vardır. Ağır alıcı dil bozukluğu olanları, otistik çocuklardan ve doğuştan tam sağırlardan ayırmak zor olabilir. Bunlar otistik çocuklardan ve normal toplumsal ilişki kurmaları, normal şekilde hayali oyunlar oynamaları, rahatlamak için anne ve babalardan yararlanmaları ve sözel-olmayan iletişimde genel olarak daha iyi olmaları ile ayrılır. Anlama kusuru, ağır zihinsel engel, otistik, ağır serabral hasar, ensefalopati durumlarında görülür. Edilgen sözcük dağarcığı azalır. Art arda gelen ses dizilerini ayrıştırmada sorun vardır. Diyalog anında anlamsız olanı fark etmez. Etkin ve edilgen çatıyla kurulmuş tümceleri ayıramaz. Sözel bağlama göre edatları ayırt edemez. Alıcı dil sorunu olan çocuklar, anlamak için sıklıkla ortam özellikleri ve bağlama başvururlar.

Belli oranlarda artikülasyon ve ifade kusuru vardır. Söz dizimi bozulmuştur, dilbilgisinden yoksun bir ifade ve ekolali görülür. Ancak 2-3 yaşlarında tek sözcüklü stereoptik emirlere uyarlar. Kendisiyle konuşulmak istendiğinde çocuğun tepkisi aşırı hareketlilik tarzında bir yanıttan ilgisizliğe kadar değişebilir, davranış bozuklukları görülür, isimlendirme bazen sağlam kalabilir. Olumsuzluk veya soru ekleri gibi dilbilgisel yapıları kavrayamaz. Sadece ifade ve/veya telaffuzun bozulduğu biçimlere göre seyri daha değişkendir ve olumsuz olabilir.

İfade Edici Dilde Bozukluk

Gelişimsel dil bozukluğunun sık rastlanan biçimi, ifade edici dilde bozukluklarla tanımlanır. İfade edici dilde bozukluğu olan kişide konuşma gecikir, sözcük fakirliği vardır, konuşma gramerden yoksundur, artikülasyon kusuru eşlik eder, ancak anlama oldukça korunmuştur. Sözcükleri bulma yetisinde ve morfolojik çeşitlilikte azalma vardır. Hem çekimlerden hem de morfolojik sorunlardan ötürü anlaşılmaz tümceler kurar. Sözcük öğrenmede kısıtlılık olur. Bir kaç genel sözcüğün fazla kullanımı söz konusudur. Kısa ifadeler kullanılır. Basit tümce yapısı vardır. Söz dizimi hataları yanı sıra önek soneklerin kullanılmaması dikkat çeker. Geçmiş olayları anlatırken sıralamada zorluk olur. Dilbilgisi kuralları aşırı biçimde genelleştirir. Aşırı jest ve mimik kullanımı dikkati çekebilir. İfade kusuru; telaffuz sorunlarını, sözcük hatırlamamayı(sıkça “şey “kullanımı ),sözcük azlığını, tümce oluşturamamayı, akıcı konuşma olmayışını(uzun aralıklar, kesintiler)kendiliğinden konuşma başlatamamayı içerir.

Fonolojik Tipte Bozukluk

Dil öğrenirken anadile özgü seslerin beyinde yetersiz ve hatalı işlenmesi çocuklarda bozuk fonoloji ve artikülasyona yol açar. Tüm çocukların % 10 -15’inde, okul çağı çocuklarının %6’sında konuşma bozuklukları saptanmıştır ve bunların büyük kısmı fonolojik sorunlardır. Bu sorunların büyük çoğunluğu 6 yaş, daha az bir kısmı 9 yaş civarında tamamen ortadan kaybolur. Çocukların %5’inde fonolojik sorunlar 9 yaş sonrasında da görülmeye devam eder. Bazı araştırmacılar sesçil(fonetik) ,sesbilgisel (fonolojik)ve sesletim (artikülasyon)sorunları arasındaki farklılığa ve aralarındaki iç ilişkilere dikkati çeker. Sesçil sorunda hedef sesbirimin doğru seçilip farklı/yanlış üretimi (Asena sözcüğünün seslerini çıkartan ama”ben atena diyorum “diyen ve kendisini de öyle duyan biri)söz konusudur. Kişinin sesletim düzeneği sağlamdır ama bu düzeneği sesçil olarak nasıl düzenleyeceğini bilmez. Ses bilgisel sorunda hedef sesin yerine yanlış ses seçilir ve bu söylenir. Konuşma seslerinin sözcük içinde hangi zamanda nereye geleceği belirlenemez. Sesbilgisel sorun, hece yapısını daha az etkiler ve ünlülerde ünsüzler kadar etkilenir. Sesbilgisel yanlış, seslerin görülme sıklığından etkilenmez ve hedef sese yakın değildir.

Çocuğun konuşmasında telaffuz bozukluğu kalıcı hale gelmişse, 4 yaşına geldiği halde hiçbir sözcük anlaşılmıyorsa yine endişelenmek gerekir. Bunlar 4 grupta toplanır; bazı seslerin eksik olduğu atlama hataları, seslerin geçtiği yerine geçme hataları, doğru sesler yerine geçme hataları, sesler in bozuk çıkarıldığı çarpıtma hataları ve ek seslerin yer aldığı ekleme hatalarıdır.

Atlamada bir sesbirim olması gereken yerde çıkarılmaz ve atlanır. Konuşmadaki en ağır bozukluktur. Sözcüğün herhangi bir yerinde olabilir. Ama genellikle sonundadır. Bazen birden fazla ses çıkartılır. Bebekçe izlenimi en fazla veren bozukluktur. Seyrek olmayarak çocukların normal dil gelişiminin de parçası olur. Ancak çocuk büyüdükçe bunların kaybolması gerekir. Bir sesin yerine geçmesinde, olması gereken bir ses birim yerine başkası konur. Okul öncesi çağı çocukları belli bir mantık ve ya tahmin yürüterek hedef ses yerine başka birini yerleştirir. Bu seçilen ses yerine başka birini yerleştirir. Bu seçilen ses çoğu kez çıkarılış şekli olarak hedef sese benzer. Yada civarındaki seslerin çıkarılış şekline uyar. Okul çağı çocuklarında en sık izlenen yanlışlardır ve yaşla azalır.

Çarpıtma, bir sesin olması gerekenden biraz farklı olmasıdır. Genellikle kabul edilebilir bir durumdur. Bu bazen yerel diyalektlerde tamamen normal bir özelliktir. Ancak kişinin dili öğrendiği topluluğun normları dışına kayması patolojiktir. Büyük çocuklarda ve erişkinlerde görülür ve daha sabit özellikler gösterir.

Ses eklenmesi, diğer biçimlerin aksine normal gelişimin parçası olmaz. Bir ünsüzün sonuna ünlü ekleme veya hava akışını durduramayarak sesi uzatma tipiktir.

Fonolojik bozukluklar, ağırlıklı olarak ünsüzlerdedir(ünlülerde bozukluk görülmesi çok atipiktir ve yabancı biri konuşuyormuş izlenimi verir.)Aynı sözcük ilk harfleri değiştirilerek farklı şekillerde söylenebilir(kapı-tapı)

Karma Tipte Bozukluk

Sıklıkla yukarıda sözü edilen üç tip klinik bozukluğun değişen ağırlık ve profillerde bir arada görüldüğü karma tip vardır. Bu biçiminde bulgular çok değişken olabilir ve klinik tabloyu bu üç tip bozukluktan herhangi biri ağırlıklı olarak belirler.

GELİŞİMSEL DİL BOZUKLUĞUNDA SEYİR

Gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların bir bölümü özellikle okul çağına geldiklerinde sorunlarını aşmış olurlar. 4 yaşında gelişimsel dil bozukluğu tanısı alan çocukların %44 ü 5.5 yaşına geldiklerinde normal yetileri sergilemişlerdir. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların %20 sinde sorunlar 8 yaşında da görülmektedir. Hatta görünüşte düzelen olgularda 10 yıl sonra değerlendirme yapıldığında bile dil yetilerinde incelikli sorunların devam ettiği saptanmıştır. Gelişimsel dil bozukluğu olan ve düzelen çocukların çoğunda sorunlar tam olarak bitmez. Bu çocuklarda dile ait bazı incelikli sorunlar bir şekilde kalır. Örneğin sözcük dağarcığı ve dili anlama yetileri açısından normal gelişen yaşıtlarıyla aynı düzeye gelirken fonolojik ve akademik yetiler açısından geri kalırlar. Örneğin artikülasyon bozukluklarının seyri daha iyidir. Sonradan normal bir dil gelişimi gösteren çocukların artikülasyon açısından gelişimleri diğer dil yetilerine göre daha önce olmuştur. Alıcı tipte gelişimsel dil bozukluğu ve konuşma gecikmesi daha uzun dönemde düzelir. Semantik-prağmatik tipte gelişimsel dil bozukluğunun seyri ise daha olumsuzdur.

Gelişimsel dil bozukluğunda, prognozu belirleyen etkenlerden bir diğeri, sözel-olmayan zeka düzeyidir. Ancak bu tek yönlü belirlenen bir ilişki değidir. Sözel- olmayan zekası yüksek olan çocuklarda dilsel sorunlarını biraz daha fazla aşma şansı olur. Buna karşın dil gelişimindeki bozuklukların sorunların sözel olmayan zekayı da etkilediği bilinmektedir. Dil gelişiminin seyri açısından çevresel etkenler de önemli rol oynar. Cıvıldama dönemi, çeşitli etkenlere bağlı olarak örneğin orta kulak sorunları, serebral felç ve annenin hamilelik döneminde sigara içmesinden olumsuz etkilenmektedir. Ebeveynlerin, çocuklarıyla hangi miktar ve nitelikte iletişime girdiği de önemlidir. Çocuğunda daha çabuk azarlandığı, diline eğitsel müdahalenin daha az yapıldığı, aile için iletişimde daha az miktarda ve daha gelişmemiş bir sözlü dil kullanılması da olumsuz rol oynamaktadır.

GELİŞİMSEL DİL BOZUKLUĞUNDA İKİNCİL VE/VEYA EŞLİK EDEN ÖĞRENME SORUNLARI

Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda zaman içinde dil gelişimi normal bir düzeye gelse de değişik mekanizmalar üstünden öğrenme ve/veya davranış sorunları ortaya çıkabilir. Bunlar sıklıkla özgül öğrenme bozukluğu başlığı adı altında toplanır ve okuma, yazma, hesaplama ve ince motor koordinasyonu alanlarında soruna yol açarak akademik başarısızlığa neden olur. Gelişimsel dil bozukluğu olan Olguların %20-30 unda tüm alanlarda ,%25-35 inde okumada, %30-40 ında yazmada ,%40-50 sinde matematik alanında sorun saptanmıştır. Matematik ve kompozisyon, en fazla etkilenen yetidir. Okuma sorunu olan çocukların %75 nin geçmişinde de dil sorunun olması dikkat çekicidir.

Dil gelişimi ile dikkat gelişimi arasındaki karşılıklı ilişki önemlidir. Dikkat gelişimi geniş ölçüde dilin kontrolü altındadır. Dil sorunu olan çocuğun değişik nedenlerle dil sorunu vardır. Nitekim gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda işitsel dikkatin sürdürülmesi, seçici işitsel dikkat ve yürütücü işlevler alanında bozukluk gösterilmiştir.

Dil ile anlama ve kavrama yetisi olarak düşünme –bellek gelişimi arasında yakın ilişki vardır. Tüm öğrenme dilsel yönergelere ve dil aracılığıyla sağlanan akıl yürütmeye dayandığı için çeşitli sorunlar çıkar. Örneğin “18’i 2’ye bölersek 9 çıkar.”tümcesinde ismin hallerinin ve bunların ne anlama geldiğinin otomatik olarak anlaşılması gerekir.

GELİŞİMSEL DİL BOZUKLUĞUNDA İKİNCİL VE/VEYE EŞLİK EDEN DAVRANIŞ SORUNLARI

Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuğun yaşadığı ifade ve kavrama güçlükleri çocuğun kendine güveninde azalmaya yol açabilir. Gelişimsel dil bozukluğu, duygusal gelişim ve buna bağlı davranış sorunları açısından doğrudan bazı riskler doğurur. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarca yaşanan toplumsal ve arkadaş ilişkilerindeki güçlükler, belirgin bir öğrenme bozukluğu olmaksızın psikiyatrik bozuklukların gelişiminde bir etken olabilmektedir. Bozulmuş iletişimleri arkadaş ilişkilerinde zayıflığa yol açabilmektedir. Arkadaş reddi ve günah keçisi olma durumu sonraki psikiyatrik bozuklukta payı olan, olumsuz toplumsal döngüyü başlatmaktadır.

Konuşma/dil terapisi için başvuran 600 çocuğun değerlendirildiği bir çalışmada %50’inde psikiyatrik sorunda saptanmıştır. Davranış sorunu %26, duygusal sorun%20,olarak belirlenmiştir. Özgül psikiyatrik tanılar olarak sırası ile DEHB (%19),Anksiyete bozukluğu (%10)ve davranım karşı koyma bozukluğu (%7)saptanmıştır.

Gelişimsel dil bozukluğuna eşlik eden ve/veya psikiyatrik komplikasyonu olan tablolardan biride seçici mutizimdir. Çocuk bazı istisnai durumlarda (örneğin okul ortamında veya yabacılar karşısında ) tek sözcük dahi konuşmaz. Yada birkaç yakın arkadaşıyla konuşur. Sıklıkla 3-5 yaşları arasında görülür. Seçici mutizm, sıklıkla gelişimsel dil bozukluklarının seyri sırasında görülen, bazen de otizmin hafif biçimlerine eşlik eden bir tablodur.

GELİŞİMSEL DİL BOZUKLUĞUNUN NÖROBİYOLOJİK TEMELLERİ

Gelişimsel dil bozukluğu henüz doğası tam olarak belirlenmemiş bir beyin patolojisine bağlı olarak açığa çıkar. Beyin gelişiminde anormallikler, hormonal faktörler ve genetik nedenler etiyolojik olarak sorumlu tutulmaktadır.

Gelişimsel dil bozukluğu, bir dizi genetik ve çevresel risk faktörünün yol açtığı bozuklukla, bu bozukluğu düzeltmeye yönelik koruyucu ve önleyici etkenlerin birbirine karşıt etkisinin sonucu olarak şekillenir. Gelişimsel dil bozukluklarında beyinde büyük bir kusur gösterilemezken özellikle korteks mimarisinde mikroskopik düzeyde yapısal değişiklikler, bazı hacim değişiklikler gösterilebilmektedir.

Gelişimsel dil bozukluğu olanlarda görüntüleme yöntemleri ile saptanan bulgular henüz tam tutarlı ve doyurucu sonuçlar vermemektedir. Gelişimsel dil bozukluğu temelinde daha çok dil ve konuşma merkezlerindeki nöronların boyut ve sayısındaki değişiklikler ve myelinizasyon derecesi gibi beyin anormallikleri olduğu sanılmaktadır.

Gelişimsel dil bozukluğunda beyinde yapılan otopsi incelemeleriyle silvien fissur ve planum temporalede normalde beynin sol tarafı lehine olan asimetrik büyüklüğün kaybolduğu gösterilmiştir.

GENETİK TEMELLERİ

Gelişimsel dil bozukluğu olan bir çocuğun ailesi ve akrabaları arasında da benzer sorunların oldukça sık görüldüğü bilinir. 75 Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuğun %24’ünün ebeveyninde ,%23 ‘nün kardeşlerinde benzer sorunlar saptanmıştır. Gelişimsel dil bozukluğu olan kişilerin birinci derece akrabaları arasında en az 1 kişinin etkilenme oranı %77’dir.

 

 

Savaş ÇELİK

Uzman Dil ve Konuşma Terapisti

 

KAYNAKÇA

 

Korkmaz B (2010) Dil ve Beyin; Çocuklarda Dil ve Konuşma Bozuklukları İstanbul;Yüce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir